MUTLU OLUN
Pozitif Düşünce ve Yaşam Üzerine Etkileri(Özel Makale) | Pozitif Düşünce ve Yaşam Üzerine Etkileri(Özel Makale) |
|
|
|
| 14 06 2008 | |
Gelişim Portalı, sizleri kaliteli makalelerle buluşturuyor. Olumlu psikoloji nedir? Başarının yolu nereden geçiyor? Bilim insanları, pozitif düşünce konusunda ne gibi sonuçlara ulaştılar? Oldukça kapsamlı bu makale sadece Gelişim Portalı’nda…
Daha iyi, daha nitelikli bir yaşam hemen her insanın peşinde olduğu bir amaç.Psikoloji alanında çalışan bilimadamları daha iyi, daha nitelikli bir yaşam için insanlara olumlu bir bakış açısını, pozitif düşünmeyi öneriyorlar. 1990’ların ortalarından bu yana gelişmekte olan yeni bir yaklaşımın ürünü bu öneri. "Olumlu psikoloji" denilen yeni yaklaşımın öncüleri, daha "olumlu" bir bakış açısının, olumsuz durumlarla daha kolay başetmeyi sağlayacağını, sonuç olarak insanların daha mutlu, daha üretken bir yaşam sürdürebileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle, psikolojinin bu "unutulmuş" yönüyle ilgili çalışmalar giderek hız kazanıyor. Çok sayıda bilimadamı, 1990’ların ortalarında olumlu psikoloji yaklaşımını yaygınlaştırma yönünde çalışmalara başladılar (Seligman ve Csikszentmihalyi , 2000). Ancak pozitif psikoloji yeni bir fikir değildi o dönem için. Allport (1961) ve Maslow (1971) gibi bilimadamları 1960-70’lerde pozitif psikolojiyle ilgilenmişler fakat onlar fikirlerini deneysel araştırmalarla desteklemekte başarısız olmuşlardı (Seligman ve Csikszentmihalyi ,2000). Kardeşim sen düşünceden ibaretsin Geriye kalan et ve kemiksin Gül düşünürsün , gülistan olursun Diken düşünürsün dikenlik olursun MEVLANA
Olumlu Psikoloji Nedir? Psikoloji ve psikiyatri alanındaki çalışmaların geçmişine baktığımızda, bunların başlangıçta ABD’de daha yoğun olarak yapıldığını görüyoruz. Ancak, bu bilim dallarının hızla gelişme gösterdiği İkinci Dünya Savaşı öncesinde araştırmalarda ağırlığın hangi konulara verildiğine bakınca karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor. Bu dönemde, daha çok ağır ruhsal bozukluklar üzerinde çalışıldığı görülüyor. Bu çalışmalara bağlı olarak 14 temel ruhsal bozukluk artık daha iyi tanınıyor. Bu çalışmaların insan sağlığına katkısı çok büyük, ancak normal davranışlar üzerinde yapılan çalışmaların sayısı da oldukça az. Örneğin, son 100 yılda bilimsel dergilerde yayımlanan öfkeyle ilgili makalelerin sayısı 8166 iken, affedicilikle ilgili olanların sayısı 416. Olumlu psikoloji yaklaşımını benimseyen psikologlar, yaşamı "yaşamaya değer kılmaya" ilişkin yeterince bilgi sahibi olmadığımızı düşünüyorlar. Onlar, çok daha iyi koşullar altında normal insanların nasıl gelişim göstereceklerine, ilişkin pek bir şey bilinmediği düşüncesiyle harekete geçmişler. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri de psikologlar ve psikiyatristler, enerjilerini daha çok hastalıkların tedavi edilmesine yönelik çalışmalara ayırmışlar. Uzunca bir süre bilimadamlarının daha çok hastalık ve bozukluklar üzerinde çalışması, bireylerin kendini gerçekleştirmesi ve toplumların daha iyiye gidebilmesi konularının gözardı edilmesine neden olmuş. Olumlu psikolojinin hedefi, psikolojinin bir bilim dalı olarak yalnızca bozuklukları düzeltmekle ilgilenmeyip olumlu niteliklerin yapılandırılmasına yönelmesini de sağlamak (Seligman ve Csikszentmihalyi , 2000). Olumlu psikolojinin kapsamına giren konular farklı gruplar altında toplanıyor. Bunların ilki, öznel deneyimlerin değerlendirilmesiyle ilgili konular olan, huzur, tatmin, memnuniyet, umut, iyimserlik, pozitif düşünme ve mutluluğu kapsıyor. Bunlardan başka, bireysel ve toplumsal düzeye ilişkin konular var. Bireysel düzeyde, insanların olumlu özellikleri inceleniyor. Bunlar sevme yeteneği, cesaret, bireyler arası ilişkiler, estetik duyarlılık, azim, affedicilik, özgünlük, ileri görüşlülük, manevilik, doğal yetenek ve akıllık benzeri konular. Toplumsal düzeye ilişkin konularsa, yurttaşlık erdemleri üzerine: sorumluluk, bakım, başkalarını düşünme, nezaket, ılımlılık, hoşgörü ve iş ahlakı. Koruyucu yaklaşımlar üzerinde çalışan psikologlar, olumlu psikolojinin inceleme alanına giren konuların bir kısmının aslında ruhsal bozukluklara karşı tampon görevi görebilecek güç ya da beceriler olduğunu düşünüyorlar. Olumlu psikolojinin önümüzdeki hedefi, insanın güçlerini anlamak ve genç insanların bu güçlerinin nasıl geliştirilebileceğini bulmak (Buss, 2000). Son yıllarda psikoloji alanında çalışan bilimadamları arasında, insanların olumlu özellikleriyle ilgilenenlerin sayısı giderek çoğalıyor. Psikolojinin ilgilendiği bu olumlu özelliklerden biri de pozitif düşünme ve mutluluk. Bazı insanların zor durumlarda ve zamanlarda mutlu olabilme kapasiteleri oldukça şaşırtıcıdır. Çevremizde dünyayı daha renkli gören, küçük şeylerden mutluluk çıkarmasını bilen, anı yaşamasını bilen mutlu olmaya eğilimli kişiler görürüz. Benzer şekilde, yine çevremizde en iyi durumlarda bile kronik olarak mutsuz olan, dünyayı sadece siyah beyaz renklerle gören, sürekli şikayet eden, hep olumsuz şeylere odaklanan ve yaşamdan zevk almakta zorlanan kişiler de görürüz. Galiba bu gruplar arasındaki ayrımı iyimserlik ve kötümserlik arasındaki ayrımla yani pozitif düşünme ile açıklayabiliriz. İyimserlik ve kötümserlik her ikisi de yaşamımızı şekillendiren etkili güçlerdir. İnsanların yaptığı veya yapması gereken şey bu iki güçten hangisinin hayata bakış açısını ve geleceğini şekillendireceğini seçmek. Herkesin yaşamında iyimser veya kötümser düşünce için mantıksal bir temel oluşturacak yeterince iyi ve kötü şeyler, mutluluk ve üzüntü verici şeyler, eğlence ve acı kaynağı vardır. Kişi gülmeyi veya ağlamayı seçebiliyor, bu kişinin kararı: Hayata hangi perspektiften bakacak o önemli, umutla mı yoksa umutsuzlukla mı bakacak? DeVos’a göre (2001) bir şeyin kötü gideceğini beklersen, büyük olasılıkla sonuç kötü olur. Dolayısıyla kötümser kişiler genellikle yanılmazlar ve hayal kırıklığına uğramazlar. Fakat tam tersi bir işleyiş de söz konusudur. İyi şeyler olacağını beklersen, pozitif düşünürsen, sonuç da olumlu olur. Yazara göre pozitif düşünceyle başarı arasında doğal bir sebep-sonuç ilişkisi vardır. Yine DeVos’a (2001) göre pozitif düşünme bir lüks değil, bir gereklilik. Ona göre hayata nasıl baktığın nasıl hissettiğini, performansını ve diğer insanlarla nasıl ilişki kurduğunu belirliyor.Olumsuz düşünceler, tutumlar ve beklentiler kendi kendini besliyor ve bunları doğruluyor. İyimserlik ve kötümserlik araştırma alanlarında psikoloji çevresinin giderek artan ilgisini çeken kişilik yapılarıdır (Hummer ve ark., 1992). İyimserlik pozitif beklentilerle ilişkili bir özellik, kötümserlik ise negatif beklentilerle ilişkili. Daha genel anlamda, iyimserlik yaşamın pozitif tarafıyla ilgili, kötümserlik negatif tarafıyla ilgili (Dember ve ark., 1989). Böylece, iyimserlik ve kötümserlik bir boyutun iki farklı uçları gibi algılanabilir. Sonuç olarak iyimser kişiler yüksek pozitif beklentilere, düşük negatif beklentilere sahip kişiler olarak, kötümser kişiler de yüksek negatif beklentilere ve düşük pozitif beklentilere sahip kişiler olarak tanımlanabilir. Seligman ve arkadaşları iyimserliğin ve kötümserliğin politika, iş dünyası ve atletler üzerindeki rolünü araştırdılar. Örneğin kötümser açıklama stiline sahip başkan adaylarının seçimlerde daha başarısız olduğu bulunmuş (Zullow, 1995). Seligman ve Schulman’ın (1986) sigorta şirketinde çalışanların açıklama sitilleri (iyimser kötümser)ile üretkenliklerini araştırdıkları çalışma sonuçlarına göre iyimser kişilerin kötümser kişilere oranla çok daha yüksek düzeyde sigorta sattıkları bulunmuş. Ayrıca kötümser satıcıların işi bırakma oranları iyimser satıcıların iki katı olarak bulunmuş. İyimserliğin yüksek pozitif beklentilerle yani pozitif düşünceyle ilişkili olduğunu söylemiştik. Pozitif düşünce, olumsuzluklara razı olmayan, her koşulda yapabilecek iyi bir şeylerin olduğuna inanan, insan hayatını olumlu yönde etkileyen bir düşünce tarzıdır. Bugün artık iş, spor ve sanat dünyasında bile pozitif düşünce ve beyin gücü verim arttırıcı bir faktör olarak kabul edilmektedir. Doğu felsefesinin ana kaynağı olan pozitif düşünce günümüzde batı tıbbının da benimsediğisihirli bir kelimedir. Doğada, evrende her şey karşılıklı etkileşim halindedir. Zihinle beden arasında da böyle bir etkileşim vardır. Zihindeki olumlu düşünceler bedende bir takım olumlu sonuçlar yaratıyor. Mutlu insanlarda veya ızdırabını dindirme imkanı arayan kişilerin beyninde, endorfin denilen bir çeşit doğal morfin salgılanır. Bu morfin bildiğimiz morfinden en az yüz kez daha güçlüdür. Kişinin ızdırabını dindirmesine yardımcı olur. Bu da insana mutluluk verir. İnsanlar ne kadar mutlu ne kadar pozitif olurlarsa ürettikleri nöropeptip denilen protein zincirleri daha sağlıklı olur ve bağışıklık sistemi daha da güçlenir (İbrahimoğlu, 2003) Bugün artık başarının yolu pozitif düşünmekten geçiyor. Bu iki kelimeyi hayat felsefesi olarak benimseyen, insanlar, umudunu, güvenini, iyimserliğini kaybetmeden kendine güvenen, cesur ve insiyatif sahibi bireyler olduklarını çevrelerine hissettiriyorlar. Pozitif düşünen kişiler, pozitif enerji veren insanlarla arkadaşlık ediyorlar, pozitif enerji veren yiyeceklerle besleniyorlar, pozitif enerji yüklemek için spor yapıyorlar (İbrahimoğlu, 2003). İnsanların sıradan ve sıradışı yaşam olaylarına verdikleri bilişsel tepkiler onların iyi oluş halleriyle (well-being) yakından ilişkilidir. Örneğin mutlu ve yaşam doyumu yüksek kişiler daha çok pozitif düşünceye sahip kişiler olarak belirtiliyorlar (Lyubomirsky, 2001). Bu insanlar a) yaşam olaylarını daha pozitif algılıyorlar ve değerlendiriyorlar (DeNeve & Cooper, 1998), b) gelecekten daha olumlu şeyler olmasını bekliyorlar (Seligman, 1991; Tylor & Brown, 1988), c) yaşamları üzerinde kontrol hissediyorlar (Bandura, 1997; Seligman, 1991; Tylor & Brown, 1988), d) becerileri ve yetenekleri konusunda kendilerine daha güvenli oluyorlar (Lyubomirky & Lepper, 2000; Tylor & Brown, 1988). Fakat olaylara negatif bakmak ve olayların negatif taraflarına dikkat etmek ve bunları insanın kendisine ve karşılaştığı problemlere yansıtması kişinin iyi oluş halini olumsuz etkilemektedir (Lyubomirsky, Caldwell, & Nolen- Hoeksema, 1998). Ayrıca espri kullanan kişilerin, negatif olaylardan pozitif anlamlar çıkaran kişilerin, kendilerini, çevrelerini ve geleceklerini pozitif algılayan kişilerin de iyi oluş düzeylerinin yüksek olduğu bulunmuştur (Armor ve Tylor, 1998; Scheier ve Carver, 1993; Folkman, 1997; Martin ve Lefcourt, 1983). Yapılan araştırmalarda pozitif düşüncenin depresyon, kaygı, öfke, stres ve tükenmişlik gibi değişkenlerle arasında negatif bir ilişkinin olduğu; yaşam doyumu, fiziksel ve psikolojik sağlık, psikolojik rahatsızlıkların azlığı ve kendine güven gibi değişkenlerle arasında pozitif bir ilişkinin olduğu bulunmuştur (Cederblad, Dahlin,Hagnell, ve Hansson, 1995; Fry, 1995; Lee, Ashford, ve Jamieson, 1993; Nelson, Karr, ve Coleman, 1995; Plomin ve ark., 1992; Thomas, 1989). Ayrıca, araştırma sonuçlarına göre pozitif düşünce kişinin yeni ortamlara uyum sağlamasını ve bu yeni ortamlarda karşılaştığı sorunlarla başetmesini kolaylaştırmaktadır (Scheier ve Carver, 1987; Taylor ve Brown, 1988). Kısaca, Scheier ve Carver’a (1992) göre pozitif düşüncenin kişinin fiziksel ve duygusal iyi olma hali üzerinde çok önemli bir fonksiyonu var. Stres yaratıcı ortamların bilişsel değerlendirmesi ve başetme stratejileri açısından da iyimser ve kötümser kişiler arasında farklar vardır. Reker ve Wong’un (1988) araştırma sonuçlarına göre iyimser kişiler stresli ortamları kötümser kişilere göre daha olumlu değerlendiriyorlar, daha olumlubir bakış açısıyla inceliyorlar; kendine güveni, kendini geliştirici, ve kabulu içeren çok çeşitli başetme stratejileri kullanıyorlar. Buna karşın, kötümser kişiler, pozitif düşünmeyen kişiler, daha çok olumsuz stres yaşıyorlar ve çok sınırlı, olumlu çözüme götürmeyen baş etme yollarını kullanıyorlar. Fry’ a (1995) göre de iyimserlik düzeyleri yüksek kişiler stresli durumlarda kabul, duyguların paylaşımı, sosyal destek arama gibi başetme stratejileri kullanırlarken, iyimserlik düzeyi düşük kişiler kaçma, uzaklaşma, ve kendini suçlama gibi başetme stratejileri kullanıyorlar. Görüldüğü gibi pozitif düşünce dikkatimizi olumsuzluktan daha olumluya, yapıcı bir düşünce biçimine yönlendiriyor. Kişi pozitif düşündüğünde işe yaramaz gelgitlerle (kendini, karşıdakini suçlama gibi)uğraşacağına daha çok problemin çözümüyle ilgileniyor. Fry (1995) bir kişilik değişkeni olan pozitif düşüncenin stresin psikolojik etkilerini(kendine güven kaybı, tükenmişlik) azalttığını ileri sürdüğü çalışması sonucunda, iyimserlik,kendine güven, günlük stres, fiziksel semptom ve tükenmişlik değişkenleri arasında ilişki buldu. İyimserlik ile, yüksek düzeyde kendine güven arasında pozitif bir ilişki, stres algısı, fiziksel semptom ve tükenmişlik arasında negatif bir ilişki bulmuştur. İyimserlik düzeyi yüksek bulunan kişilerin kendine güven düzeyleri de iyimserlik düzeyleri düşük olan kişilere göre daha yüksek bulunmuş. Ayrıca iyimserlik düzeyleri yüksek kişilerin tükenmişlik düzeyleri de düşük bulunmuş (Fry, 1995). Pozitif düşüncenin kendine güven, günlük stres, fiziksel semptom ve tükenmişlik ile olan ilişkisinin dikkate alınarak çalışanların pozitif düşünme konusunda eğitilmeleri konusunu gündeme getirmektedir. Son zamanlarda batıda yapılan çalışmalarda bazı kişilik değişkenlerinin kişinin sağlıkla ilgili davranışları üzerindeki etkisi araştırılmaya başlandı. Örneğin bazı araştırmalar sağlıkla ilgili olan kişilik değişkeni olarak pozitif düşünceyle kişinin sağlığı ile ilgili davranışlarını ve kararlarını araştırdı (Friedman ve ark., 1994; Lauver ve Tak, 1995; O'Brien, VanEgeren, ve Mumby, 1995). Pozitif düşünceye sahip kişilerin sağlıklarıyla ilgili daha olumlu, yararlı ve uygun sağlık alışkanlıklarına sahip oldukları bulunmuş (Scheier ve Carver, 1987, 1992). Başka çalışmalarda, pozitif düşünceye sahip hastaların kötümser kişilerle karşılaştırıldığında sağlıkla ilgili daha olumlu algılara sahip olduğu (Desharnais, Godin,Jobin, Valois, ve Ross, 1990) ve sağlık için gerekli önceden belirlenmiş kurallara, görevlere daha çok uydukları bulunmuştur(Shepperd, Maroto, ve Pbert, 1996). Doğu kültürlerinde de son zamanlarda bu çalışmalara dikkat çekilmiştir. Örneğin Çin’de yapılan bir araştırmada iyimser kişilerin kötümser kişilere göre psikolojik olarak daha sağlıklı oldukları (Lai ve Yue, 1998),stresle daha uygun yollarla baş ettikleri bulunmuştur (Lai, 1995). Pozitif düşüncenin sağlıkla ilgili davranışlar ve kararlar üzerine olumlu etkisinin olup olmaması ile ilgili olarak iki farklı görüş var. Örneğin, O'Brien ve arkadaşları (1995) pozitif düşüncenin kişilerin sağlıkları ile ilgili olarak “bana bir şey olmaz” gibi bazı bilişsel hatalara düşmelerine neden olduğunu ve bunun da hastalıklarla ilgili önlem almada, hastalıkların teşhisinde ve tedavisinde olumsuz sonuçlara neden olduğunu ileri sürüyor. Diğer taraftan, Friedman ve arkadaşları (1994) pozitif düşünceye sahip kişiler hastalığı önleyici tedbirlerle ilgili olumlu beklentileri olur ve bu tedbirleri alma olasılıkları daha yüksek olur görüşünü ileri sürmektedirler. Sonuç olarak, pozitif duyguların insanoğlunun varoluşu için çok önemli olduğu görülmektedir. Myers’a (2000) göre doğuştan ümit, sevgi, eğlence ve güven gibi bazı özellikler getiriyoruz ve bu özellikler yaşamamızı devam ettirmemizi sağlıyor. Bunlar varoluşun temel yapıları ve bu özellikler varsa kişi karşısına çıkan herhangi bir engeli daha sakin, ılımlı ve hatta eğlenceli bir şekilde karşılayabiliyor. Camus’a göre felsefenin temel sorusu kişinin niçin intihar etmediğidir. Kişinin sadece depresyonunun tedavi edilerek bu soruya cevap verilemez; bunun yanında yaşam için daha fazla pozitif şeylerin olması gerekir.Yaşamı yaşamaya değer kılan şeylerin anlaşılmasına yönelik bilim alanları geliştirilebilir. Böyle bir yaklaşım sosyal bilimleri negatif bir yaklaşımdan uzaklaştıracaktır. Son 50 yılda psikoloji ve psikiyatri alanları çok gelişti, ruh sahlığı alanında önemli gelişmeler kaydettiler. Bazı rahatsızlıkların (depresyon, öfke, şizofreni gibi) teşhisi ve tedavisi ile ilgili önemli gelişmeler kaydedildi. Bazı araştırma metotlarıyla (deneysel, uzamsal) bu rahatsızlıklarla ilgili neden sonuç ilişkilerine ulaşıldı. En önemlisi tedavi edilemez, iyileştirilemez denilen bazı rahatsızlıklar için farmakolojik ve psikolojik tedaviler geliştirildi (Seligman ve Csikszentmihalyi, 2000). Aynı metodlar, ve birçok durumda aynı laboratuarlar bir bakış açısı değişikliği ile yaşamı anlamlı kılan özellikleri anlamak, ölçmek için de kullanılabilir. Bu bakış açısı değişikliği ile insanların olumlu özelliklerini çalışmanın önemli getirilerinden biri ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkların daha iyi tedavi edilmesi ve daha önemlisi bu rahatsızlıkların önlenmesi sağlanabilir. Fakat insanların olumlu özelliklerinin üzerinde çalışmanın en önemli getirisi insanların yaşamını fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı sürdürebilmesi için gerekli özellikleri öğrenmenin yanı sıra sağlıklı gelişmesini sağlayacak özellikleri de öğrenmiş oluruz. Özet olarak, pozitif düşüncenin insanın ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde ne kadar olumlu bir etkiye sahip olduğunu gördük. Bunun yanında rahatsızlık ve tedavi ağırlıklı çalışmanın ötesinde insanın olumlu özelliklerinin çalışılmasının da insanların gelişimine daha çok katkı sağlayacağı görülmektedir. Sonuç olarak pozitif psikolojinin ve pozitif düşüncenin öneminin anlaşılması ile, buna bağlı olarak mutluluğu engelleyici bireysel ve toplumsal koşulların azaltılması, insanlara mutluluk veren bireysel ve toplumsal koşulların sağlanması çalışmaları yapılabilir.
KAYNAKLAR Allport, G. W. (1961). Pattern and growth inpersonality. New York: Holt, Rinehart, &Winston. Armor, D.A. & Tylor, S.A. (1998). Situated optimism: Specific overcome expectations and self-regulation. In M.P. Zanna (Ed.) Advances inexperimental social psychology 30, 309-379. Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. New York Freeman. Buss, D. (2000). The Evolution of Happiness.American Psychologist. Cederblad, M., Dahlin, L., Hagnell, O., & Hansson, K. (1995). Coping with life span crises in a group at risk of mental and behavioral disorders: From the Lundby study. Acta Psychiatrica Scandinavica, 91, 322-330. Dember, W.N., Martin, S.H., Hummer, M.K., Howe, S.R., & Melton, R.S. (1989). The measurement of optimism and pessimism. Current Psychology: Research and Reviews, 8, 102-119. DeNeve, K.M., & Cooper, H. (1998). The happy personality: A metaanalysis of 137 personality traits and subjective well-being. Psychological Bulletin, 124, 197-144. Desharnais, R., Godin, G., Valois, P., & Ross, A. (1990) Optimism and healthrelevant cognitions after a myocardial infarction. Psychological Reports, 67, 1131-1135. DeVos, R. (2001). Choose Optimism Saturday Evening Post, Jan/Feb2001, Vol. 273(1), 44-47. Folkman, S. (1997). Positive psychological states and coping with severe stress. Social Science and Medicine, 45, 1207-1221. Friedman, L.C., Nelson, D.V., & Webb, J.A.(1994) Dispositional optimism, selfefficacy,and health beliefs as predictors of breast self-examination. American Journal of Preventive Medicine, 10, 130-135. Fry, P. S. (1995). Perfectionism, humor, and optimism as moderators of health outcomes and determinants of coping styles of women executives. Genetic, Social, and General Psychology Monographs, 121, 211-245. Hummer, M.K., Dember, W.N., Melton, R.S., & Schefft, B.K. (1992). On the partial independence of optimism and pessimism. Current Psychology: Research and Review, 11, 37-50. İbrahimoğlu, D. (2003). Pozitif Düşünce ve BeyinGücü.http://www.psikoenerji.com/ Lai, J.C.L. (1995) The moderating effect of optimism on the relation between hassles and somatic complaints. Psychological Reports, 76, 883-894. Lai, J.C.L., & Yue, X. (1998) Measuring optimism in Hong Kong and Mainland Chinese with the Chinese Revised Life Orientation Test. Manuscript submitted for publication. Lauver, D., & Tak, Y. (1995) Optimism and coping with a breast cancer symptom. Nursing Research, 44, 202-207. Lee, C., Ashford, S. J., & Jamieson, L. F. (1993). The effects of Type A behavior dimensions and optimism on coping strategy, health, and performance.Journal of Organizational Behavior, 14, 143-157. Lyubomirsky, S. (2001). Why are some people happier than others? The role of cognitive and motivational processes in well-being. American Psychologist, 56 (3), 239-249. Lyubomirsky, S., & Lepper, H.S. (2000). What are the differences betweenhappiness and self-esteem? Manuscript submitted for publication. Lyubomirsky, S., Caldwell, N.D., & Nolen- Hoeksama, S. (1998). Effekts of ruminative and distracting responses to depressed mood on the retrieval of autobiographical memories. Journal ofPersonality and Social Psychology, 75, 166-177. Martin, R.A. & Lefcourt, H.M. (1983). Sense of humor as a moderator of the relation between stressors and moods. Journal of Personality and Social Psychology, 45, 1313-1324. Maslow, A. (1971). The farthest reaches of human nature. New York: Viking. Myers, D. G. (2000). The funds, friends, and faith of happy people. American Psychologist, 55, 56–67. Nelson, E. S., Karr, K. M., & Coleman, P. K. (1995). Relationships Among daily hassles, optimism and reported physical symptoms. Journal of College Student Psychotherapy, 10, 11-26. O'Brien, W.H., VanEgeren, L., & Mumby, P.B. (1995) Predicting health behaviors using measures of optimism and perceived risk. Health Values, 19, 21-28. Plomin, R., Scheier, M. F., Bergeman, C. S., Pederson, N. L., Nesselroade, J. R., & McClearn, G. E. (1992). Optimism, pessimism, and mental health: A twin/adoption analysis. Personality and Individual Differences, 13, 921- 930. Reker, G.T., & Wong, P.T.P. (1988). Personal optimism and positive life events: Moderators of life stress in middleaged and older adults. Unpublished data, Trent University, Peterborough,Ontario, Canada. Scheier, M. F., & Carver, C. S. (1987). Dispositional optimism and physicalwell-being: The influence of generalized outcome expectancies on health. Journal of Personality, 55, 169- 210. Scheier, M. F., & Carver, C. S. (1992). Effects of optimism on psychological and physical well being: Theoretical overview and empirical update. Cognitive Therapy and Research, 16, 201-228. Scheier, M. F., & Carver, C. S. (1993). On the power of positive thinking: The benefits of being optimistic. Current Directions in Psychological Science, 2, 26-30. Seligman, M. E. P., Csikszentmihalyi M. (2000) "Positive Psychology, An Introduction", American Psychologist, 55, 5-14. Seligman, M.E.P. (1991). Learned optimism. New York:Knopf. Seligman, M.E.P. & Schulman, P. (1986). Explanatory style as a predictor of productivity and quitting among life insurance sales agents. Journal of Personality and Social Psychology, 50, 832-838. Shepperd, J.A., Maroto, J.J., Pbert, L.A. (1996). Dispositional Optimism as a predictor of health changes among cardiac patients. Journal of Research in Personality, 30, 517-534. Taylor, S. E., & Brown, J. D. (1988). Illusion and well-being: A social psychological perspective on mental health. Psychological Bulletin, 103,193-210. Thomas, S. P. (1989). Gender differences in anger expression: Health implications. Research in Nursing and Health, 12, 389-398. Zullow, H.M. (1995). Pessimistic rumination in American politics and society. In G.M. Buchanan and M.E.P. Seligman (Eds.), Explanatory style (pp. 187- 208). Mahwah, NJ: Lawrence Erlbaum Associates.
Yazar: Uzm. Psk.Dan. Yalçın ÖZDEMİR 19 Mayıs İlköğretim Okulu Psk.Dan Kaynak: Türk PDR Derneği Bülteni- sayı 8 Düzenleme: Gelişim Portalı Benzer İçerikler:
»
Yorum yok Şu anda hiç yorum yok.
» Yorum Gönder
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|