Skip to content

Gelişim Portalı « Psikoloji temelli Kişisel Gelişim ve Başarı Sitesi » Kişisel gelişim, başarı, mutluluk, zeka oyunları, forum...

Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Buradasınız: ANA SAYFA arrow EDEBİYAT arrow Bir romanın devamı yazılabilir mi?
Bir romanın devamı yazılabilir mi? PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
19 07 2009

ImageHomeros, milattan önce 12. yüzyılda İlyada'yı “yazmasaydı”, bu destanın devamı olan o muhteşem epik şiiri Odyssey edebiyat tarihindeki yerini alamayacaktı. Hatta Odyssey, İngiliz yazar Charles Lamb'in bir tür uyarlama olarak çocuklar için yazdığı Ulysses'in Maceraları'na (Adventures of Ulysses) ilham vermeyecekti ve çocukluğunda bu kitabı okuyan İrlandalı yazar James Joyce, yirminci yüzyılın başlarında İngiliz edebiyatının başyapıtlarından Ulysess'i yazamayacaktı. Joyce, “Odyssey'in bir devamı olması gerektiğini fark ettim ve Ulysess'i böylece yazmaya başladım” diyerek bu sürekliliği açıkça dile getirdi.

 

Yine Homeros, İlyada'yı Odyssey ile sürdürdüğü içindir ki, 1938 yılında Yunan edebiyatının en önemli yazarı Nikos Kazancakis, İngilizceye The Odyssey: A Modern Sequel (Odyssey'in Çağdaş Bir Devamı) olarak çevrilen ve Odyssey'in içerik ve biçim bakımından devamı sayılabilecek çağdaş destanını yazabildi.

Edebi gelenek, büyük ölçüde birbirinin içine geçmiş “süreklilik”, “etkilenme”, “metinlerarasılık”, “yeniden yazma” gibi kavramlarla da kuramsal olarak çözümlendiği gibi, birikerek oluştu. Bu birikim uzlaşma ve çatışma yoluyla, yazarı öldürerek, eseri yücelterek bazen Odipal rekabet olarak tanımlanan bir çatışma, bazen de müşfik bir aktarım yoluyla yüzyıllarca sayfalardan sayfalara taşındı. Bu süreç, yazmanın büyük ölçüde yeniden yazmak olduğunu kanıtlarken, dünyanın en önemli eleştirmenlerinden Harold Bloom da Batı Kanonu'nda (Western Canon) “Şiirler, hikâyeler, romanlar ve oyunlar, daha önceki şiirlere, hikâyelere, romanlara ve oyunlara cevap olarak ortaya çıkar” diyerek bunu tespit ediyordu.

 

Salinger'ın romanına yazılan “devam”

Bu birikimin bir tür doğal seleksiyon yoluyla gerçekleştiğini düşünmek mümkünken, son çeyrek yüzyılda edebiyatın pazardaki yeri nedeniyle yaşanan gelişmeler, kimi yeni nesil yazarların niyetlerini de tartışmalı hale getirdi. Edebiyat eserinin giderek metalaşması ve pazarda rekabet eden bir ürün olarak çarpışması, pazarın acımasız ölçütlerini eserlere de dayattı. Buna göre, kâr getiren ürünler, üretilmeye devam edecekti. Öyle ki, bu “devam” faaliyetinin ardındaki niyet nedeniyle, Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından, münzevi J. D. Salinger, geçtiğimiz ay avukatları aracılığıyla, “Bu düpedüz üçkağıtçılık” diyerek sessizliğini bozmak zorunda kaldı. Salinger'ın “üçkağıtçılık” diye nitelendirdiği vaka, Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın (Catcher In The Rye) kahramanı Holden Caulfield'ın 60 yıl sonraki, yani 76 yaşındaki “halini anlatan” ve İngiltere'de 60 Years Later: Coming Through the Rye (60 Yıl Sonra: Çavdar Tarlasını Geçmek) başlığıyla yayımlanan, J. D. California imzalı romandı. Yaşlandığı için artık kimilerine göre “iyice huysuzlaşan” Salinger, kitabı yayımlayan yayınevine dava açarak kitabın ABD'de yayımlanmamasını ve yüklüce bir tazminat istedi.

 

“Tek yaptığım, eserlerimi korumak”

Bu, Salinger'ın eserlerini korumak için mahkemelere başvurduğu ilk olay değildi. Yazar, 1982 yılında da kendisiyle yapıldığı iddia edilen gerçekdışı bir röportajı yayımlayan gazeteyi mahkemeye vermişti. 2003 yılında İngiliz televizyon kanalı BBC'de Çavdar Tarlasında Çocuklar'a ilişkin bir belgeselin yayımlanmaması için yine adalete başvuran Salinger, Ian Hamilton'ın yazdığı ve kendisinin gün yüzüne çıkmamış mektuplarının da bulunduğu biyografisinin yayımlanmasını da hukuk yoluyla engellemişti. Eserlerine ilişkin sinema filmlerinin çekilmesine bile izin vermeyen Salinger'ın, Steven Spielberg'in ve Harvey Weinstein'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın film haklarını alma tekliflerini reddettiği de biliniyor. Yani 90 yaşındaki Salinger'ın bu son hamlesi, kendisini tanıyanlar için hiç de şaşırtıcı değil. Salinger'ın, eserlerini yayımlamama kararının ardından New York Times'a verdiği bir demeçteki sözleri de bunu açıklar nitelikte: “Yayımlamamakta muhteşem bir huzur var. Huzurlu. Sakin. Yayımlamak, özel hayatımın korkunç bir şekilde istila edilmesi demek. Yazmayı seviyorum. Yazmak için yaşıyorum. Ancak sadece kendim için, kendi zevkim için yazıyorum. Ve elbette bu tür bir tavrın bedelini de ödüyorum. Tuhaf, ayrıksı bir adam olarak biliniyorum. Oysa tek yaptığım kendimi ve eserlerimi korumaya çalışmak.”

60 Years Later, çok geçmeden edebiyat dünyasında hâlâ devam eden, çelişkiler ve kararsızlıklarla dolu iki yönlü bir tartışmaya yol açtı. Bu tartışmanın boyutlarından öncelikli olanı hukuki. Bu açıdan bakıldığında, bir eserin kamu malı olması için yazarın ölümünün üzerinden 50 yıl geçmesi ya da bir karakterin sürdürülmesi için yazarın onayı gerekiyor. 60 Years Later özelinde bu iki durum da geçerli değil. Diğer yandan, bir romanın ya da öykünün devamını yazma ve karakterini sürdürme hakkı elbette hayattayken yazara ait bir hak ve ayrıcalık olarak korunuyor. (Bu görüşe katılmayan post-modern bir yaklaşım da mevcut. Buna göre kitabın yayımlanmasıyla “yazarın ölümü” eşzamanlı olarak düşünülebiliyor.) Öte yandan, 60 Years Later'ın yazarı ve aynı zamanda editörü olan J.D. California (gerçek adıyla Fredrik Colting), Salinger'ın açtığı davanın, “ifade özgürlüğünün kısıtlanması anlamına geldiğini” ve “zaten söylenmiş bir şeyin yasaklanmasının zor olduğunu” savunuyor.

 

Romanın devamı, izinsiz yazılabilir mi?

Bu tartışmalar etrafında, konunun aslında iki temel odağa kilitlendiğini söylemek mümkün. Öncelikle Salinger'ın hâlâ yaşıyor olması ve eserlerinin fikri mülkiyet hakkının kendisinde olması. İkinci olarak da 60 Years Later'ın parodi, eleştiri ya da yorumlama mı, yoksa temelde “devam” (sequel) niteliği mi taşıdığı. Kitabın içeriği düşünüldüğünde, bir devam roman olduğunu kanıtlamak pek de zor sayılmaz. Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın kahramanı Holden'ın 16 yaşından sonra yaşadıklarının 60 Years Later'da Salinger'ınkine öykünen bir üslupla ve yine Manhattan caddelerinde yürüyen kahramanın ağzından anlatılması ve romanın alt başlığındaki (Çavdar Tarlasını Geçmek) geri dönüş iması açıkça onu bir devam romanı yapıyor. Diğer yandan 60 Years Later'da parodi esintisi veren iki unsur, kitabın başındaki ithaf – roman, Salinger'ın romanındaki benzer bir cümleye atıfla “dünyanın en büyük yalancısına” adanıyor – ve Salinger, Colting'in romanında bir karakter olarak yer alıyor. Kimi parodi öğeleri taşıdığı düşünülse de, Colting'in romanının “merak” ve bu çerçevede “devam” unsuru üzerine kurulduğu görülüyor.

 

Edebiyat tarihinde devam romanlar

 60 Years Later ile gündeme gelen “devam” konusu aslında edebiyat tarihi açısından pek de yeni bir tartışma sayılmaz. Kendi eserlerinin devamını yazan, karakterlerini diğer eserlerinde de sürdüren birçok yazardan söz etmek mümkün. Bununla birlikte hukuki şartlar yerine geldikten sonra, başlangıçta da andığımız gibi başarılı devam eserler yazan birçok yazar mevcut. Örneğin, Mark Twain'in ünlü romanı Huckleberry Finn'in devamı, 2007 yılında Finn adıyla Amerikalı romancı Jon Clinch tarafından yazıldı ve eleştirmenlerden övgü aldı. 1991 yılında Alexander Ripley, Margaret Mitchell'in ünlü romanı Rüzgar Gibi Geçti'nin devamı olarak nitelenen ve çok satan Scarlet'ı yazdı. Rüzgar Gibi Geçti'nin izin alınarak yazılan devamı ise Donald McCaig'in yazdığı Rhett Butler's People (Rhett Butler'in İnsanları) romanıydı. Diğer yandan Rüzgar Gibi Geçti'yi mahkeme konusu yapan Alice Randall'ın yine bir devam roman niteliğinde kaleme aldığı ve bir kelime oyunuyla iki kitap arasındaki ilişkiye kitabın adında da atıf yaptığı The Wind Done Gone (Rüzgar Geçti Gitti) oldu. Mahkemelik olsa da, bu roman yayımlanabildi.

İngiliz yazar Daphne du Maurier'in Rebecca adlı romanının Charlotte Brontë'un Jane Eyre romanı ile taşıdığı benzerlikler ise hâlâ konuşuluyor. Jane Eyre'de anlatılan hikâyenin öncesini konu alan ve bu bağlamda öncülü (prequel) olarak nitelenen Jean Rhys'ın 1939'da yayımlanan Wide Sargasso Sea (Geniş Sargasso Denizi) adlı romanının başarısı ise teslim edildi. Ancak başarılı örneklerin yanında artık hayatta olmayan yazarların kemiklerini sızlatacak devam romanlar da yazıldı. Jane Austen'ın ünlü Gurur ve Önyargı (Pride and Prejudice) adlı romanının, Seth Graham-Smith tarafından yazılan Gurur ve Önyargı ve Zombi (Pride and Prejudice and Zombie) adlı parodisi bu bağlamda oldukça tepki çekti. George Orwell'ın 1984 adlı romanı ise, Macar romancı György Dalos tarafından 1985 adıyla sürdürüldü.

Devam romanlar 60 Years Later yayımlanmadan önce, yakın bir zamanda yine dava konusu olmuştu. Geçtiğimiz yıl, Fransız yazar Victor Hugo'nun Sefiller adlı romanının devamını yazdığı için Françoise Ceresa, Hugo'nun ailesi tarafından kitabın yayınının durdurulması ve yüklü bir tazminat talebiyle mahkemeye verildi. Ancak Fransız mahkemesi, Hugo'nun ölümünden 50 yıldan fazla zaman geçtiği ve kitap artık kamu malı sayıldığı için Ceresa'nın lehine karar verdi.

İkonlaşmış karakterlerin ve kanonlaşmış romanların devamını yazmanın özellikle son yarım asırdır oldukça cazip bir hal aldığını bu örneklerle de tespit etmek mümkün. Ancak belirtmek gerekiyor ki, sadece edebiyat dünyasında değil tüm sanat dalları arasında bu tür bir süreklilik ve alışveriş mevcut. Özellikle romanların film hakları, film müzikleri, televizyon dizileri hatta video oyunları bu karakterleri yaşatıyor ya da kimilerinin savunduğu gibi “sömürüyor”. Bu açıdan bakıldığında edebiyat özelinde örneklemeye ve çözümlemeye çalıştığımız söz konusu ilişkilerin, daha geniş bir alan olan kültür çalışmalarını da büyük ölçüde meşgul ettiği görülüyor.

 

Hamlet'e yazılan devamlar

Salinger'ın kahramanını korumak için verdiği mücadeleye ve son gelişmelerin niteliğine bakıldığında belki de Shakespeare'in trajedilerinin sonunda ana karakterlerin çoğunun ölmesinin, yazarın edebi dehasını bir kez daha gösterdiğini gülümseyerek düşünülebiliriz. Oysa bu trajik sonlar bile devam güdüsünü engellemiyor, zira yazarın, neredeyse tüm karakterlerin öldüğü Hamlet oyunu ikincil karakterler üzerinden de olsa sürdürüldü. Yazarın Rosencrantz ve Guildenstern adlı karakterlerini konu olan iki ayrı oyun yazıldı. Bu oyunlar, İngiliz oyun yazarı Tom Stoppard'ın Rosencrantz ve Guildenstern Öldü (Rosencrantz and Guildenstern are Dead) adlı oyunu ve diğeri de Gilbert'in, Rosencrantz ve Guildenstern adlı komedisi.

Devam roman tartışması, Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın kahramanı Holden Caulfield'ın roman boyunca sokaklarını arşınladığı Manhattan Mahkemesi'nde karara bağlandı. Dava sonucunda J. D. California’nın kitabının basımı durdurulmuş olsa da, edebiyat eserinin değeri konusundaki gerçek yargıyı zamanın vereceğinin ise aklıda tutulması ve belki de her şeye rağmen “doğal seleksiyona” umut bağlanması gerekiyor. Yine de, Salinger'ın kitaplarını adadığı “romanı okuyup koşmaya başlayan acemi okurlar”, Holden Caulfield'ın 75 yaşındaki halini meraktan çok hüzünle karşılıyor.

 ***

“Salinger'ın kitabıma dava açmasına şaşırdım”

 Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın devamı olarak tasarladığı 60 Years Later (60 Yıl Sonra) adlı bir roman yazan 33 yaşındaki Fredrik Colting (müstear adıyla J.D.California), J.D.Salinger kendisine dava açınca dünya edebiyat çevrelerinde en çok konuşulan isimlerden biri oldu. Eleştirmenler, genellikle “vasat” buldukları Colting'in romanının Salinger'ın edebi mirası için bir tehdit olmadığı görüşünde. Colting'in yaptığı şey gerçekten hırsızlık mı, yoksa basit bir oyun muydu? Colting'le romanını ve Salinger'ın kendisine açtığı davayı konuştuk. Colting'le söyleşi yaptığımız günlerde dava henüz sonuçlanmamıştı. Geçtiğimiz hafta ise karar açıklandı ve romanın yayımlanması yasaklandı.

Kitabınız hakkında dava açıldığını duyunca ilk ne düşündünüz? Salinger'ın böyle bir tepki vereceğini tahmin etmediniz mi?

Önce biraz şaşırdım çünkü iki roman bence birbirinden çok farklı. Kitabıma çok büyük bir ilgi olacağını tahmin ediyordum. Aslında bu kitap, Holden Caulfield ile Salinger arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışan Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın bir yorumu. Beni şaşırtan kitaba gösterilen ilgi değil, açılan dava oldu.

 

Çalıntı iddiası da sizi şaşırtmış olmalı…

Evet, çünkü aslında hikaye Salinger'ınkinden farklı. Salinger kimsenin kendi üslubunda yazamayacağını iddia ediyor. Ama istediğim tarzda yazabilmeliyim, öyle değil mi? Aksi takdirde herkes, “Kimse benim tarzımda yazamaz” derdi. Ben Salinger'ın da diğer kitaplardan, yazarlardan ilham aldığına eminim. Başlangıçta muhtemelen o da başka birinin üslubunda yazıyordu.

 

Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı ilk kez kaç yaşında okudunuz?

Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı okul yıllarımda okuduğuma göre muhtemelen ilk okuduğumda 15 yaşında olmalıyım.

 

Kitabın devamını yazma fikri nereden doğdu?

Uzun süredir karakterlerin akıbeti üzerine düşünüyorum. Bir yazar olarak bir karakter yaratıyorsunuz ve bu bazen Holden Caulfield gibi çok ünlü bir karakter haline geliyor. O karakterlerin daha sonra, yani romanlar okunduktan ya da yazıldıktan sonra ne olduğu üzerine düşündüm. Sadece ölüyorlar mıydı, yoksa başka bir boyutta var olmayı sürdürüyorlar mıydı? Keşfetmeye çalıştığım aslında buydu.

 

Kitabı yazma sürecinde Salinger'a ulaşmayı denediniz mi?

Hayır denemedim. O, ulaşılması zor biri, kimseyle konuşmak istemiyor. Aslında Salinger'la o kadar da ilgilenmiyorum. Ben daha çok hikayeyle ilgiliyim.

 

Kitabınızla Çavdar Tarlasında Çocuklar arasındaki ilişkiyi ‘metinlerarasılık' olarak mı görüyorsunuz?

Bu bir çeşit edebi yorum ve Holden Caulfield ile Salinger eleştirisi. Demek istediğim, bu romanda ne yapmaya çalıştığımı bir terimle açıklayamıyorum. Ancak Holden Caulfield bir şekilde o kadar büyüdü ki, hayattan daha büyük hale geldi. Ve bildiğiniz gibi sadece 16 yaşında bir oğlan çocuğu. Bir çeşit, “şımartılmış velet” denilebilir. Ergenlik döneminde ve elindekilerle mutlu değil. Benim göstermek istediğim, bunun sadece bir düşünce olduğu. Yani yaşınız ilerledikçe bunun doğru olmadığı. Holden Caulfield da büyüyor ve herkes gibi sorunlara sahip oluyor. Bu yüzden romanımı bir çeşit edebi yorumlama olarak nitelendiriyorum.

 

Romana okurun tepkisi nasıl?

Kitap henüz ABD'de yayımlanmadı, sadece İngiltere'de yayımlandı. Orada da raflarda sadece bir hafta kalabildi. Salinger'ın açtığı davadan sonra kitabı biraz geri çektik. Umarım eylül ayında kitabı ABD'de de yayımlayabiliriz. Şimdiye kadar aldığım az sayıdaki tepkiden, okurların kitabı ve hikayeyi gerçekten beğendiğini gördüm. Sanırım kitabı okuduklarında biraz şaşırdılar çünkü kitapla ilgili yazılanlardan dolayı bunun sadece bir devamdan ibaret olduğunu düşünüyorlardı. Okuduklarında elbette bundan çok daha fazlası olduğunu gördüler. Kitaba ilgi çok büyük oldu. Özellikle ABD'de herkes kitabı bekliyor. Umarım bir gün Türkçeye de çevrilir ve Türkiye’de yayımlanır.

 

Bu sizin ilk romanınız mı?

Evet, bu ilk romanım. Daha önce sadece mizah ve popüler kültüre ilişkin kitaplar yazmıştım. Başka romanlar da yazdım ama şimdiye dek yayımlamadım. Onları çekmecemde tutuyorum.

 

Sizce Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın edebiyat tarihindeki önemi ne?

Zor bir soru. Bir kitabın çok popüler olması onun illâ ki çok önemli olduğu anlamına gelmez. Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın neden bu kadar popüler olduğunu açıklamak zor. Bu sanırım Salinger'ın yaşadığı dönemden ve etrafındaki gizem hâlesinden de kaynaklanıyor. Doğrusu dünyadaki hangi kitap gerçekten çok önemlidir bilmiyorum. Çünkü hiçbir kitap açları doyurmaz.

 

Basından takip etmişsinizdir, Salinger'a ilişkin son tartışma, ölümünden sonra yazdıklarının yayımlanıp yayımlanmayacağı üzerine… Siz ne düşünüyorsunuz?

Sanırım tercihini yapmış. Yazmayı sürdürdüğünü ama hiçbir şey yayımlamak istemediğini söylüyor. Gün gelip Salinger öldüğünde eserlerine ne olacağını bilmiyorum. Eğer gerçekten yazdığı bir şeyler varsa kimse bunların nasıl olduğunu bilmiyor. Belki de vasiyetinde bunları uzun süre yayımlamamasını istediğini yazacak. Öte yandan pek çok kişi Salinger'ın kaleminden çıkmış daha çok eser okumak istiyor. Bekleyip göreceğiz.

 

***

“Devam roman” tartışmasına yazarlar ne diyor?

Yazarlara, bir romanın başka bir yazar tarafından ‘devam ettirilmesi’ konusunda ne düşündüklerini sorduk.

Elif Şafak: Salinger'ın onayı olmalıydı

 Bir romanın başka bir yazar tarafından devam ettirilmesi zor bir proje ama imkansız değil. Belli şartlar altında mümkün olabilir. Ancak bunun için ilk romanı yazan yazarın rızasının alınması son derece önemli. Salinger'ın onayı olsa her şey farklı olabilirdi. Onayı ya da bilgisi yoksa durum tatsızlaşır. Her halükârda zor bir denge bu. Romanlarımız çocuklarımız gibi. Kitap karakterlerimizi bir tek okurlarımıza emanet edebiliyoruz. Ama bir başka yazara teslim etmeyi kolay kolay istemeyiz. Biz zaten kendi karakterlerimizin "yaşlandığını" görmek istemiyoruz ki. Biz, onların ölümsüz olduklarını görmek istiyoruz. Yaşlı ve fani olduklarını değil....

 

***

Sevin Okyay: Mahkûm edilmesini diliyorum

 J(ohn) D(avid) California mahlaslı şahsın, kendisine ait olmayan bir kahramanı alıp onun yıllar sonraki halini anlatan bir kitap yazmış olmasını, yaratıcılığa çok ağır bir darbe sayıyorum. Yani, Salinger'ın kitaplarının korsanının satılması bile bu kadar vahim olamaz. Bence, tabii. Salinger zaten tedbirini alıp onu mahkemeye verdi. Kazanç edinmek için böyle bir şey yaptığı gerekçesiyle mahkûm edilmesini diliyorum. JDC'nin 60 Years Later: Coming Through the Rye adlı kitabında 76 yaşındaki Mr. C, kaldığı huzurevinden kaçıyor ve New York sokaklarını arşınlıyormuş. Kendi başına, hoş bir fikir olabilirdi. Ama Salinger, haklı olarak, bir devam kitabı yazmak gerekirse yazacağını, karakteri Holden'in (o belalı) ergenlik döneminde kalmasını istediğini söylüyor. Elbette orada kalmalı. Onun diğer ünlü karakter(ler)i Glass çocuklarını, özellikle Seymour'u da sevsek bile, Holden Caulfield'in yerini kimse tutamaz. Ben bu konuda, kendisi yeniyetme yaşındayken, ya da o yaşlara yakınken, Holden'ın hikâyesini okuyup onu benimseyen, dahası ona hayran olan, ideal sevgili ya da arkadaş olarak hayal eden bütün Salinger okurları adına; California'yı çağımıza özgü, hiçbir şeyden anlamayan, her şeyin yerine bir başkasının ikame edilebileceğini sanıp arada hiç fark görmeyen biri olmakla suçluyorum. Salinger izin verse bile (ki, çok şükür, vermez), bizim de hayatını kısmen Holden prensipleri üzerine kurmuş kişiler olarak söz hakkımız olmalı.

 

***

Selim İleri: Eylül'ü yeniden yazmak isterdim

 Yıllardan beri Mehmed Rauf'un Eylül'ünü ‘yeniden' yazmak isterim. Öyleyken, bir roman kişisinin sonrasını yazmak elbette onaylayacağım bir tutum. Düşünün ki, ben, Eylül'ü bir kez daha yazmak istiyorum. Sonra, aynı kişiyi yeniden yeniden yorumlamış nice eser var…

 

***   

 

Kubilay Aktulum*: Bir romanı tamamlama ile sürdürme farklı şeyler

 Metinlerarası alışverişler bağlamında bir yazarın öteki yazardan yaptığı açık ya da kapalı alıntılama biçimlerinden birisi sayılan “aşırma” ya da “gizli alıntı” bilerek, isteyerek, belli bir strateji doğrultusunda, bir yapıt bağlamında gerçekleştirilmişse metinlerarasılıktan söz edilir. Sorduğunuz soruya bu bağlamda yanıt vermek için sanırım olası alıntı, aktarma biçimlerinden birisi olarak görülen tamamlama (uzantı da denilebilir) ve buna bağlı olarak, sürdürüm'den ne anlamak gerektiğini anımsatmak yararlı olacaktır. Sorduğunuz sorunun yanıtı bu tanımlamada yer alıyor.

 

tamamlama (fr. continuation)

Bir metnin ciddi düzende taklidi olan, Batı'da Ortaçağ'da kullanılmaya başlanan tamamlamada, bir yazar başka bir yazarca yaratılan bir dolantıda yer alan serüvenlerin devamını düşsel olarak oluşturur. Tamamlama sürdürümden farklıdır. Birincisi değişik nedenlerle bir başkasının yarım kalan yapıtını sonlandırma, ikincisi ise kendi yapıtını sürdürme anlamında kullanılmaktadır. XII. yüzyılın sonunda örneğin Gauvain Chrétien de Troyes'nın Perceval'inin ilk; Waucher de Denain ikinci; XIII. yüzyılın ikinci çeyreğinde ise Gerbert de Montreuil öykünün üçüncü bir tamamlamasını yazarlar, (ancak Montreuil yapıtı tamamlamaz) Corneille ise le Menteur (Yalancı) adlı kendi komedisinin bir sürdürümünü yazar.

Fénélon'un yazdığı les Aventures de Télémaque (Telemakhos'un Başından Geçenler) Odysseus'un tamamlamasıdır. Fénélon kendi yapıtında Odysseus'un ilk bölümünde (Télémachie) atlanan bölümleri Yunan şairlerin ve tarihçilerin yapıtlarından alıntıladığı oluntularla doldurur; bu oluntular öğrencisini (genç kral) değişik yönetim ve yetki biçimlerinin neler olduğu konusunda, eğlenceli bir dille eğitme yolu olurlar. Tamamlama ile sürdürüm arasında işlevsel ve yapısal ayrımlar bulunmaktadır. Littré bu iki kavram arasındaki ayrımları şu biçimde belirtir: “Bu sözcükler bir şeyin kendisinden önceki bir şeyle ilişkisini belirtir: Ancak sürdürüm daha genelleyicidir, bitmemiş bir yapıtın devamı düşüncesini kapsar, tamamlama ise bir şeyin belli bir noktada bırakıldığı ve tamamlanmadığı şeyi açıklamak için kullanılır.” Öyleyse bir yapıt, yazarının ölümü nedeniyle ya da başka bir nedenle bitirilmemişse, tamamlamada yarım bırakılan yapıt bir başkasınca sonlandırılır. Sürdürümde bir yazarın başka bir amacı vardır: Genelde yazıldığı dönemde bittiği düşünülen, bir yapıtın yakaladığı başarıdan yararlanılır, bu amaçla yeni dolantılar ya da unsurlar eklenerek yapıt sürdürülür. Robinson Crusoe akılda en fazla kalan örneklerden birisidir. Daniel Defoe'nin ardından, Robinson Crusoe'nun özellikle ikinci bölümünde anlatılanlar (Robinson'un Ada yaşamı) sürdürülür. Honoré d'Urfé'nin sekreterliğini yapan Balthazar Baro, onun ölümüyle yarım kalan, bir serüven romanı olan l'Astrée'yi tamamlar ve l'Astrée de Mesirse Honoré d'Urfé başlıklı bir roman yayımlar. Yarım kalan bir yapıta (yazınsal, müziksel vd.) bir dizi unsurlar eklenerek bir başkasınca sonlandırma işlemi olan tamamlamaya başvuran yazarlar yapıtın yapısını değiştirmezler. Yarım kalan yapıtın biçemine olabildiğince bağlı kalır, onu taklit ederler. Ancak tamamlama diğer taklit biçimleri gibi bir taklit işlemi değildir, kimi biçimsel ve biçemsel zorunluluklara uymayı gerektirir.

Taklit aslına bağlı kalmak ve ciddi bir düzende (yansılamada bu tutuma ender rastlanır) gerçekleşmek zorundadır. Ana-metnin alt-metnin bir uzantısında bulunması zorunluluktur. Önceden belirlenmiş bir sonuca ulaşmak, yerlerin düzeni, süredizinsel zincirleme, karakterlerin tutarlılığı vb. belli verilere bağlı kalınmalıdır. Amaç alt-metnin bütünlüğüne uygun eklenen yeni parçanın eklenti olduğu düşüncesini görünmez kılmaktır. Uzantı öyleyse belli zorunluluklara bağlı kalan bir taklit işlemidir. *Metinlerarası İlişkiler kitabının yazarı

 

***

CAN BAHADIR YÜCE

Salinger'ın bahçesinde

Son yüzyılın en önemli romancılarından J.D. Salinger, 1965'ten beri yeni kitap yayımlamıyor ve eşine az rastlanır bir inziva hayatı yaşıyor. Salinger'ın ABD'nin New Hampshire eyaletindeki, kimselerin bilmediği inziva evini bulduk. Ama yazarın sessizliğini bozmak, Salinger okurlarına yakışmazdı. Kapısına geldiğimizi belirten bir not bırakıp oradan ayrıldık.

New York'un kuzeyinden Kanada sınırına kadar uzanan 91 numaralı otoyol bizi J.D. Salinger'ın yaşadığı kasabaya götürürken, münzevi romancının yıllardır bir edebiyat efsanesine dönüşen evini bulacağımızdan emin değildim. Salinger'ın biyografisine imza atan Paul Alexander'ın verdiği ipuçlarından iz sürmüş, evin bulunduğu bölgeyi haritada belirlemiştim ama daha önce yazarın izini sürmüş bir gazetecinin dediği gibi, ‘şans'a da ihtiyacımız vardı.

Yolun iki yanında uzanan ormanların arasında Connecticut Nehri'ni kilometrelerce takip ettikten sonra New Hampshire eyaletindeki Claremont kasabasına saptık. Kitap yayımladığı yıllarda Salinger'ın bir apartman dairesine kapanmak ya da Florida'da bir otel odasında öykülerine çalışmak üzere sık sık bu yoldan geçtiğini düşündüm. Tam bir kuzey kasabası olan Claremont'un içinden (Claremont sinemasının önünden geçerken, ziyaretimizden üç gün sonra Salinger'ın buraya, Terminatör Kurtuluş filmini izlemeye geleceğini bilmiyordum, daha sonra internetten öğrenecektim) Cornish'e doğru, Salinger'ın evinin bulunduğu ormanlara yöneldik.

İşaret noktamız, Vermont ve New Hampshire eyaletlerini birbirine bağlayan üstü kapalı köprüydü (Salinger defalarca bu köprüde yürürken görülmüştü). Nehir kıyısından kuzeye doğru, tarihi Saint-Gaudens bölgesini geçtik. Saint-Gaudens, Salinger'ın New Hampshire'daki ilk evini tasarlayan mimardı ve adını Paul Alexander'ın kaleme aldığı Salinger biyografisinden hatırlıyordum. Sonra kendimizi kayınlarla çevrili bir patikada bulduk. İlerledikçe ağaçların arasında kaybolmuş evlere rastlanıyordu ama hangisinin Salinger'a ait olabileceğine dair en ufak bir işaret yoktu. Neden sonra bir insana rastlayabildik; orta yaşlı bir adam, iz sürdüğümüz yolun üzerindeki evinin bahçesiyle uğraşıyordu. Ona, lafı dolaştırmadan, Salinger'ın evini sordum. Evi bildiğini ama bize yardımcı olamayacağını söyledi. “Üzgünüm” diyerek kafasını salladı. Salinger'ın evini yoldan görmek mümkün değildi ve işimiz gerçekten şansa kalmıştı. Derken, o şans birdenbire karşımıza çıktı…

 

Salinger'a benzeyen ihtiyar

Ormanın derinliklerine doğru ilerleyen o dar yolda bir ciple burun buruna geldik. Cipin kapısı açıldı ve beyaz saçlı, şapkalı bir ihtiyar göründü. Salinger'ın bir cipinin olduğunu biliyordum ve adam yazara o kadar benziyordu ki, yıllar önce Salinger'ın bir gazeteciye dediği gibi, “Ben J.D. Salinger, size nasıl yardımcı olabilirim?” deseydi ona kolayca inanırdım. Adam bana doğru -biraz sinirli- yaklaştı ve sordu:

-Yardım edebilir miyim?

-Salinger'ın evini arıyoruz.

-Oh, Salinger! Pek arkadaş canlısı değildir.

-Biliyorum, biz onun Türk okurlarıyız, sadece bir merhaba demek istiyoruz.

-Size dava açabilir.

-Kendisini rahatsız etmeyeceğiz.

-Ben de o tarafa gidiyorum, takip edin, size evi göstereyim.

İhtiyar, geldiğimiz yol üzerinde, bir mil kadar aşağıda, ağaçların arasındaki evi eliyle işaret ettikten sonra ardında bir toz bulutu bırakıp kasabaya doğru gözden kayboldu. Ev o kadar iyi gizlenmişti ki, adresi bilsek bile ihtiyarın yardımı olmadan asla bulamazdık.

Salinger'ın evi, yazara ait arazinin tepesinde, bordo rengiyle ilk bakışta Budist tapınaklarını hatırlatıyordu (yazarın, Uzakdoğu dinlerine Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı yazdığı dönemde başlayan ilgisi bugün de devam ediyor). Eve ulaşabilmek için çıkılması gereken eğimli patikanın girişindeki ağaçlara turuncu renkli iki plaka çakılmış:

DİKKAT ÖZEL MÜLKİYET! AVLANMAK, BALIK TUTMAK, HERHANGİ BİR SEBEPLE İZİNSİZ GİRMEK KESİNLİKLE YASAKTIR! İZİNSİZ GİRENLER HAKKINDA YASAL İŞLEM YAPILACAKTIR!”  

Yaklaşık 50 metrelik patikanın başında, Salinger'ın her gün öğleden sonra kendisine gelen mektupları ve kitapları aldığı posta kutuları vardı (yazarın kızı Margaret Salinger, Dream Catcher adlı anılarında, posta gelmediği için babasının pazarlardan ve öteki tatil günlerinden nefret ettiğini yazar). Arabayı posta kutularının yanına park edip kuş cıvıltılarını, uzak geyik seslerini dinleyerek beklemeye başladık. Nihayet Salinger'ın bahçesindeydik.

 

Sessizliğin büyük duvarı

Biraz bekledikten sonra arabadan inip eve doğru yürürken kendimi yaptığımız şeyin yanlış olmadığına inandırmaya çalıştım. Bir başka Salinger ziyaretçisinin yıllar önce yazdığı gibi, o bahçede yalnızca “sessizliğin büyük duvarı” vardı ve bizim o duvarı delmeye hakkımız yoktu. Salinger'ınki çabayla “kazanılmış” bir yalnızlıktı, gürültüyle bu yalnızlığın ortasına dalmak kabalık olurdu, bir Salinger okuruna yakışmazdı. Yine de tepedeki eve ve Salinger'ların bahçesindeki mor leylaklara (bu çiçeğin New Hampshire eyaletinin simgesi olduğunu henüz bilmiyordum) bakarken kapıyı çalma fikri beni hafif hafif kaşındırmaya başlamıştı. Kapıyı çalsam –öfkeyle bağırsa bile- Salinger'ın ağzından birkaç kelime duyacağımı, en azından davetsiz misafirleri kibarca karşılayan karısıyla konuşabileceğimi biliyordum. Onca yolu gelip kapıyı çalmadan dönmenin aptallık olacağı fikrine dalmışken B.'nin uyarısıyla ayıldım: “Yapmayalım” dedi. Anladım. Arabaya döndük.

Evin önünde geçirdiğimiz o birkaç saat içinde iki kez postacı geldi. Salinger 80'li yıllara kadar her gün Cornish kasabasına iner, mektuplarını postaneden kendisi alırmış. Yaşlılığında bu alışkanlığını terk etmek zorunda kalmış. Gelen zarflardan birinde “amazon.com” damgası vardı; zarfın içindeki kitabı hâlâ merak ediyorum. Salinger yeni yayınları takip ediyor muydu, ne sıklıkla kitap alıyordu? Biz posta kutusunun yanında, yazarın gelip mektuplarını almasını beklerken yoldan geçen tek tük kasaba sakinleri bize anlayışla bakıyordu. Artık yılda bir-iki kişi de gelse yazarın davetsiz misafirlerine alışık olmalıydılar.

 

Geniş çavdar tarlaları

Biraz daha bekledikten sonra tek başıma bahçeye girip evin tam karşısında durdum. Patikadaki çakıl taşları o kadar gürültü çıkarıyordu ki, o büyük sessizlikte evden birinin ayak seslerimi duymaması imkânsızdı. Salinger'ın odasına ait olduğunu hayal ettiğim pencerenin tam karşısında durup kendimi gösterdim. Tıpkı, senaryosu Salinger'dan esinle yazılan Finding Forrester filmindeki gibi, panjurların arkasından yazarın beni izlediğini hayal ediyordum. Evin kapısına doğru kıvrılan patikanın sonunda küçük bir kulübe vardı. Ama bu, Salinger'ın gençlik yıllarında sabahlayarak çalıştığı yazı kulübesi değildi (o kulübe evin yarım mil aşağısında, artık bir harabe). Evin yan tarafında iki uydu anteni göze çarpıyordu; onun iyi bir televizyon izleyicisi olduğunu bildiğim için buna pek şaşırmadım. Bahçenin patikaya bakan güney tarafı alabildiğine ağaçlık olmasına rağmen, kuzey tarafı geniş çavdar tarlalarına açılıyordu. Belki de Salinger'ın odası, benim hayal ettiğim gibi, patikaya bakan tarafta değil, çavdar tarlalarına bakan taraftaydı. Salinger'ın o tarlalara bakarken Holden Caulfield'ı düşlediğini düşledim. Orada, yüzyılın en münzevi yazarının evinin bahçesinde öyle dururken, Holden'ı, Glass ailesini, Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı ilk okuduğum öğrenci evini, Holden'ı taklit edip günlüğüme “bittim buna” yazdığım günleri, kitabın çevirmeni Coşkun Yerli'nin artık hayatta olmadığını, Salinger'ın bir süre önce gördüğüm Manhattan 57. Cadde'deki apartman dairesini, Pensilvanya'da bir askeri öğrenciyken nasıl bir çocuk olduğunu, elli yıldır kitap yayımlamasa da doldurduğu defterlerdeki karakterlerin hayaletlerini düşündüm. Bahçedeki sessizlik inanılmaz gibi görünse de, bu sessiz evde doğru dürüst insan yüzü görmeden geçen elli küsur yıl bana daha inanılmaz geliyordu. O sessizliği daha fazla bozmadan arabaya döndüm.

 

Görmemek daha şiirsel

Biraz daha beklesek posta kutusuna bakmaya gelecek Salinger’ı ya da karısını görebilirdik ama beklemedik. Kapısına kadar gelip onu rahatsız etmeden geri dönmenin daha güzel olduğunu belirten bir not bırakıp oradan ayrıldık. Dönüş yolunda karşılaştığımız bize yolu gösteren ihtiyar, muzip bir bakışla hızlıca geçti yanımızdan. Kasabada bir sandviççide, kasadaki genç kıza ağzını aramak için Salinger'ı sordum. “Karısı arada bir buraya gelir ama yüzlerini bilmem” dedi. İlginç olan, “Evini biliyorum ama yerini size söylemeye iznim yok.” demesiydi. Cornish halkı, sessiz bir anlaşmayla kasabalarının dünyaca ünlü yazarını ‘izinsiz ziyaretçiler'den koruyordu.

On saatlik bir yolculuktan sonra Salinger'ın yüzünü görmeden geri dönüyorduk. Yazarı görmemek, onunla konuşmaktan çok daha şiirseldi. Sanırım doğru olanı yaptık. Salinger bu olayın öyküsünü yazsa, yazarla okuru asla buluşturmazdı, biliyorum.  

 

Yazar: BAHAR ERİŞ

Kaynak:http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=1&hn=1789  Sayı: 42 


Benzer İçerikler:

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorum Gönder
E-Posta (Üyeler adresinizi göremez)
İsim
Başlık
Yorum
 
Sonraki >

SİTE İLKELERİ

GÜNÜN SÖZÜ

- "Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen, bende bir elma, sende bir elma olur. Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen, bende iki BİLGİ, sende iki BİLGİ olur." KONFİÇYUS

Özel Arama